bilgi@ekremkilavuz.com +90 530 324 91 41

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi

 

Tarih         : 01.11.2007

 

Esas No   : 2007/523

 

Karar No  : 2007/18142

 

506 S. SSK Md. 2, 3

 

1479 s. Bağ-Kur K. Md. 24, Ek Md. 19, Geç. Md. 26

 
BAĞ-KUR VE SSK SİGORTALILIKLARININ ÇAKIŞMASI

 

Aynı tarihlerde farklı sosyal güvenlik kuruluşları kapsamında bulunulamaz. Bu tür çakışan sigortalılığa ilişkin uyuşmazlıkların çözümü için gerçek ve fiili çalışmanın hangi kurum ve kanun kapsamında gerçekleştiğinin belirlenmesi zo­runludur.

 

 

 

İstemin Özeti: Davacı, 01.04.1992-01.01.1999 tarihleri arasındaki Bağ-Kur sigorta­lılığının iptaline ve Sosyal Sigortalar Kurumu’na tabi sigortalı olduğunun tes­pitine, 31.03.2004 tarihi itibariyle yaşlılık aylığı bağlanmasına karar verilmesini istemiş, mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiş, hükmün, davalılar avukatı tarafından temyiz edilmiştir.

 

 

 

Karar: Dava, 01.04.1992-01.01.1999 tarihleri arasında 506 sayılı Kanun kap­samındaki zorunlu sigortalılık süreleri ile çakışan 1479 sayılı Kanun’a tabi zorunlu sigortalılığın iptali, 506 sayılı Kanun hükümlerine göre yaşlılık aylığına hak kazanıldığının tespiti, aylıkların hak ediliş tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsili istemlerine ilişkindir.

 

05.08.1974 tarihinden iti­baren 506 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalılığı başlatılan, hizmet akdine dayalı çalışmaları nedeniyle adına 05.08.1974-15.06.1985 döneminde çeşitli işyerlerinden kısmi, 01.04.1992-31.12.1993, 31.12.1993-24.03.2004 dönemlerinde 83508 ve 488362 sicil numaralı işyerlerinden tam gün üzerinden prim ödemeleri bulunan davacının, 10.03.1986 günü verilen giriş bildirgesi üzerine limited şirket ortaklığına dayalı olarak 25.09.1985 tarihi itibarıyla 1479 sayılı Kanun kapsamında davalı Bağ-Kur’a kayıt ve tescilinin yapıldığı, söz konusu şirketin 01.01.1999 günü tasfiyeye girmesi nedeniyle sigortalılığının anılan tarih itibarıyla sonlandırıldığı, 31.03.2004 tarihinde davalı Sosyal Sigortalar Kurumu’na başvurarak 2829 sayılı Kanun hükümleri uygulanmayıp hizmet süreleri birleştirilmeksizin yaşlılık sigortası hükümleri gereğince aylık tahsis isteminde bulunduğu, Bağ-Kur tarafından dava konusu dönemde zo­runlu sigortalı kabul edilen davacının hizmeti, prim borcu bulunması nedeniyle Sosyal Sigortalar Kurumu’na bildirilmediğinden tahsis isteminin işlemden kaldırıldığı anlaşılmakta olup, mahkemece, yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verilmiştir.

 

 

 

506 sayılı Kanun’un 2. maddesinde, hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanların sigortalı sayılacağı; 3. maddesinde, kanunla kurulu emekli sandıklarına aidat ödemekte olanların veya herhangi bir işverene hizmet akdiyle bağlı olmaksızın kendi nam ve hesabına çalışanların sigortalı sayılmayacağı belirtilmiş; 1479 sayılı Kanun’un 24. maddesinde, kanunla ve kanunların verdiği yetkiye dayanılarak kurulu (diğer) sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalan, herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan limited şirket ortaklarının sigortalı kabul edileceği, sözü edilen diğer sosyal güvenlik kuruluşlarına prim ödeyenlerin sigortalı sayılmayacağı açıklanmıştır.

 

 

 

Sosyal Güvenlik Hukukumuzda, ‘sosyal sigortalarda çokluk’, bir başka anlatımla bireylere olabildiğince sosyal sigorta hakkı tanıma, ‘yararlanmada ve yü­kümlülükte teklik’ ilkesi egemendir. Buna göre, aynı tarihlerde farklı sosyal güvenlik kuruluşları kapsamında bulunulamaz ve çifte sigortalılık olarak adlandırılan bu statü, kanun hükümleriyle engellenmiştir. Belirtilmelidir ki, anılan düzenlemelerde yer alan ’emekli sandıklarına aidat ödemekte olanlar’ ibareleri, ‘başka sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi olanlar’ şeklinde an­laşılmalı, ‘sosyal güvenlik kuruluşları’ ibarelerinin de aynı zamanda ‘sosyal güvenlik kanunları’ terimlerini içerdiği kabul edilmelidir. Kural olarak limited şirket ortağı, kendi işini yapan kimse konumunda bulunduğundan çalışması hizmet akdi yerine vekalet akdine dayalıdır ve 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olarak değerlendirilemez ise de; bunun istisnasını, sigortalının, ortağı bulunduğu şirkete ait olmayan başka işyerinde/işyerlerinde hizmet akdine dayalı çalışması oluşturmaktadır. Bu tür çakışan (ikili) sigortalılığa ilişkin uyuşmazlıkların çözümü için ise, gerçek ve fiili çalışmanın, başka bir anlatımla baskın sigortalılık olgusunun hangi Kurum ve kanun kapsamında gerçek­leştiğinin belirlenmesi zorunludur.

 

İnceleme konusu davaya bu çerçevede bakıldığında, davacının hiz­metleri aynı anda iki farklı sosyal güvenlik kuruluşu ve kanunu kapsamında olup, yapılan inceleme ve araştırma ile toplanan kanıtların hüküm kurmaya elverişli olmadığı belirgindir.

 

 

 

Bu nedenle; öncelikle, 83508 ve 488362 sicil numaralı işyerlerinin, davacının ortağı bulunduğu şirkete ait olup olmadığı açığa çıkartılmalı, ilk yargılamada dinlenen tanıkların hizmet cetvelleri getirtilip sözü edilen işyerlerinde tanıklığa yeterli çalışmalarının bulunmadığı anlaşıldığı takdirde, bu işyerlerinden Kuruma verilmiş, çekişme konusu dönemi içerir sigorta primleri bordrolarının tümü elde edilerek bordro tanıklarının bilgi ve görgülerine başvurulmalı, böylelikle hizmet akdine dayalı gerçek ve eylemli çalışmanın bulunup bulunmadığı saptanmalı, şirkete ilişkin olarak ilgili vergi dairelerinden beyanname ve diğer belgeler getirtilmesi; özellikle, davacının, sermayenin kaybı nedeniyle şirketin 01.04.1992 tarihinde fiilen kapatıldığı yönündeki iddiası kapsamında konusunda uzman bilirkişi aracılığı ile yön-temince inceleme yapılarak, toplanan tüm kanıtlar ışığı altında şirketin çe­kişme konusu dönemdeki faaliyeti, davacının şirketteki ortaklık payı ve konumu ile giderek yaşamında ekonomik ve fiili yönden hangi tür çalışmanın baskın olduğu belirlenmeli, bu belirlemeyle anılan çalışmanın gerçekleştiği Kuruma tabi sigortalılığa üstünlük tanınıp diğer sigortalılık iptal edilerek sigortalılık süreleri saptanmalıdır.

 

 

 

Bu bağlamda belirtilmelidir ki, 1479 sayılı Kanun’un, 01.04.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5458 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle değişik ek 19. maddesi ile anılan Kanun’a 5458 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle eklenen geçici 26. madde hükümleri de dikkate alınmalıdır. Son­rasında ise, tahsis istemi yönünden 506 sayılı Kanun hükümlerine göre yaşlılık aylığından yararlanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği irdelenerek elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir.

 

 

 

Açıklanan bu maddi ve hukuki esaslar gözönünde bulundurulmaksızın, mahkemece, eksik inceleme ve araştırma sonucu istemin aynen hüküm altına alınması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

 

O halde, davalı Kurum vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

 

Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına, oybirliğiyle karar verildi.