bilgi@ekremkilavuz.com +90 530 324 91 41
 

Danıştay 9. Dairesi

 

Tarih         : 03.11.2010

 

Esas No   : 2008/6803

 

Karar No  : 2010/5846

 
TASFİYE OLAN ŞİRKET ADINA CEZALI TARHİYAT YAPILAMAZ

 

Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre, şirket tüzel kişilikleri, ticaret sicilinden silinmeleriyle sona erer. Bu tarihten sonra şirketin haklara sahip olması, borçlu kılınması, bunun sonucu olarak da münfesih şirket adına tarh ve tahakkuk işlemleri ile ihbarname düzenlenmesinin mümkün olmadığı hk.

 

İstemin Özeti: Davacı şirket hakkında düzenlenen vergi inceleme raporuna istinaden 2004 yılı kanuni defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmediğinden bahisle katma değer vergisi indirimlerinin reddi suretiyle, 2004/Ocak-Haziran, Ağustos, Ekim, Kasım, Aralık dönemlerine ilişkin olarak re’sen salınan vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi ile 2004/Aralık dönemi için kesilen özel usulsüzlük cezasının terkini istemiyle açılan davayı; olayda, davacı şirketin tasfiyeye girdiği ve tasfiyesinin tamamlanarak 07.02.2007 tarihinde ticaret sicilinden kaydının silindiği, bu itibarla, tüzel kişiliği sona eren ve hukuken mevcut olmayan davacı şirketin haklara sahip olması ve borçlu kılınmasının mümkün olmadığı, hukuk aleminde varolmayan şirket adına tesis edilen işlemlerin herhangi bir hukuki sonuç doğurmayacağı, hukuki sonuç doğurmayan işlemlerin ise herhangi bir kişinin menfaatini ihlal etmeyeceği, bu hukuki durum karşısında feshedilmekle tüzel kişiliği sona eren şirketin temsilinin ya da şirket adına dava açılmasının da mümkün olamayacağı gerekçesiyle ehliyet yönünden reddeden Vergi Mahkemesinin kararının; davanın tasfiye memuru tarafından açıldığı, dava açma ehliyetinin bulunduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

 

Karar: Davacı şirket adına 2004/Ocak-Haziran, Ağustos, Ekim, Kasım, Aralık dönemlerine ilişkin olarak re’sen salınan vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi ile 2004/Aralık dönemi için kesilen özel usulsüzlük cezasının terkini istemiyle açılan davayı 2577 sayılı Kanun’un 15/1-b maddesi uyarınca ehliyet yönünden reddeden vergi mahkemesi kararının bozulması istenilmektedir.

 

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-a maddesinde iptal davaları, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu, maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak belirlenmiştir. İptal davasının subjektif ehliyet koşulu ‘menfaat ihlali’ olarak öngörülmüştür.

 

2577 sayılı Yasa’nın 2/1-a maddesindeki düzenleme, içtihat ve doktrine göre; tek taraflı irade açıklamasıyla kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tesis edilen idari işlemlerin, ancak bu idari işlemle meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi kurulabilenler tarafından iptal davasına konu edilebileceği kabul edilmektedir.

 

Öte yandan, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesinin birinci fıkrasında, tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri tarafından yerine getirileceği öngörülmüş, ikinci fıkrasında, yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınmayan vergi ve buna bağlı alacakların kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı belirtilmiş, son fıkrada ise; tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmalarının, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmayacağı kurala bağlanmıştır. Vergi borcunun ilişkin olduğu dönemde yürürlükteki haliyle 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 35. maddesinde de, limited şirket ortaklarının, şirketten tahsil imkanı bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olacakları ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulacakları hükmüne yer verilmiştir. Diğer yandan, 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun tasfiye memurunun sorumluluğunu düzenleyen 34. maddesinde de tasfiye memurlarının kurumun tahakkuk etmiş vergileri ile tasfiye beyannamelerine göre hesaplanan vergilerin asıl ve zamlarından ve vergi cezalarından sorumlu olacakları hükme bağlanmıştır.

 

Dosyanın incelenmesinden; davacı şirketin 13.12.2005 tarihli ortaklar kurulu kararıyla tasfiye sürecine girdiği ve 07.02.2007 tarihinde tasfiyenin tamamlanarak ticaret sicilinden kaydının silindiği; bundan sonra, davacı şirket adına 2004 yılına ilişkin vergi ve cezaların tahsili amacıyla 09.10.2007 tarihinde düzenlenen ihbarnamelerin 02.11.2007 tarihinde tebliğ edildiği ve tasfiye memuru tarafından imzalanan dava dilekçesi ile şirket adına dava açıldığı anlaşılmıştır.

 

Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre, şirketlerin tüzel kişilikleri, ticaret sicilinden silinmeleriyle sona erer. Olayda, adına ihbarname düzenlenen şirket tüzel kişiliği de ticaret sicilinden silindiği 07.02.2007 tarihinde sona ermiş bulunmaktadır. Bu tarihten sonra, adı geçen şirketin haklara sahip olması, borçlu kılınması mümkün değildir. Bunun sonucu olarak, münfesih şirket adına tarh ve ceza kesme işlemleri ile ihbarname düzenlenmesi mümkün olmadığından dava konusu cezalı tarhiyatlarda hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

 

Bu durumda, dava konusu ihbarnamelerin iptaline karar verilmesi gerekirken davayı ehliyet yönünden reddeden mahkeme kararında isabet görülmemiştir.

 

Açıklanan nedenlerle Vergi Mahkemesinin kararının bozulmasına oyçokluğu ile karar verildi(*).

 

 

(*)         KARŞI OY: İleri sürülen iddialar Vergi Mahkemeleri kararının bozulmasını sağlayacak nitelikte olmadığından temyiz isteminin reddi gerektiği görüşüyle karara karşıyım.